Ruhsuz yazılar, mutsuz yazarlar

İnsan et, kemik, kas, yağ, kalsiyum, magnezyum, fosfor gibi pek çok farklı bileşenden oluşan bir bütün. Ama ruhu olmadığı zaman kıpırtısız, heyecansız, tutkusuz bir ceset…

Tıpkı bunun gibi, okuduğumuz hiçbir şey de sadece harflerden ya da sözcüklerden ibaret değil. Çünkü yazarlar ruhlarını katarlar kitaplara; hayal güçlerini, umutlarını, korkularını, gözlemlerini… Çevirmene düşen ise, karşısındaki metni önce çözümlemek, anlamak ve daha sonra başka bir dilde, eksiksiz, capcanlı, âdeta soluk alıp veren bir bütün haline getirmektir. Etin ve kemiğin ötesinde, ruhu olan bir insan gibi… İşte bu yüzden de Milan Kundera yazılarının ruhunu kaybetme kaygısıyla çevirmene haykırıyor: “Çevirmen, ırzımıza geçme!” diye.

Bu sözü okuyunca, yıllar önce tanıştığım biri geldi aklıma. Okuldan mezun olup çeviri dünyasına yeni yeni adım attığım günlerdi. Bu kişi mesleğimi öğrendiğinde, “Ben de çeviri yapıyorum. Herkes çok zor olduğunu söylüyor ama bence çok kolay. Sözlüğü açıp kelimelere bakıyorsun, Türkçe diziveriyorsun, hepsi o,” demişti. Yüzüne şaşkın şaşkın baktığımı anımsıyorum.

***

Kundera’dan Puşkin’e uzanıp, yazarın “Ben şimdi bir roman değil, şiir-roman yazıyorum; cehennemî bir fark var aralarında,” dediği “Yevgeniy Onegin”den söz edelim. Puşkin’in kendi hesabıyla 7 yıl, 4 ay, 17 günde tamamladığı yaklaşık 5200 dizelik bu şiir-roman, gerek kıtalar-içi gerekse kıtalar-arası bütünlüğü ve “Onegin Kıtası” olarak adlandırılan özel uyak ve ölçeğiyle yazın dünyasında özel bir yere sahip. Üstüne üstlük, Rusçasının da son derece yalın olduğu söyleniyor.

Bazı edebiyatçılar bu şiir-romanın çevrilemeyeceğini savunurken, Vladimir Nabokov 15 yıl bu işle uğraşıyor. Sonunda tamamen düzyazıya çeviriyor. Henüz en ilginç kısmını okumadınız: Nabokov, çevirisine 1100 sayfalık bir yorum ekliyor!

***

“Yevgeniy Onegin”in Everest Yayınları’ndan çıkan Türkçe çevirisi, Kanşaubiy Miziev ve Ahmet Necdet imzasını taşıyor. Çevirmenler, yazdıkları önsözde şunları söylüyorlar: “Türkçe’ye ilk kez çevrilen bu büyük eseri okuyucuya sunarken, anadili hem İngilizce hem Rusça olan dünyaca ünlü şair ve yazar Nabokov’un İngilizce’de yapamadığını Türk dilinde yapmayı başardık demek istemiyoruz. Ama romanı okuduktan sonra okuyucu, aynı zamanda romanın da bir kahramanı olan Puşkin ruhunu kavrayabildiyse, Onegin’in, Tatyana’nın ve diğer roman kahramanlarının iç dünyasıyla tanışabildiyse ve bunu da şiir diliyle okumaktan sıkılmadıysa, görevini yerine getirmiş insanların o büyük mutluluğunu yaşayacağız.”

Ne kadar güzel, ne kadar alçakgönüllü bir mesaj! Büyük mutluluklar yaşamak için büyük emekler vermek gerekiyor. Yazıların ve yazarların ruhunu savunmak gerekiyor. Çünkü haksız edinilen mutluluklar, ceset haline getirilen yazılar kısa ömürlü oluyor.

Emek verilmeyen işler, yazının başlarında söz ettiğim ve şu anda adını bile hatırlamadığım kişi gibi silinip gidecektir belleklerimizden. Geriye kalanlar ise, aradan yüzyıllar geçse bile ortak hafızamızdaki yerlerini koruyacaklardır. Yapılan işlerle güzel izler bırakanlardan olmak dileğiyle, bu ayın yazısını “Yevgeniy Onegin”den bir kıtayla bitirelim.

Hayır: duygular bitti erken;

Sosyete uğultusu sıktı;

Güzel kadınlar bile hemen

Onun belleğinden çıktı:

İhanetten yorgun düşmüştü;

Dosta, dostluklara küsmüştü,

Her zaman mümkün değildi

Beef-steaks ve Strasbourg böreği

Üzerine şampanya içmek

Ve saçmak sivri sözleri

Başına ağrı girdi mi:

Haytalığa sünger çekerek,

Bıraktı er meydanını,

Kılıç, kurşun ve şânını.

 

  • Not: Everest Yayınları’ndan bir ay sonra Yapı Kredi Yayınları da “Yevgeniy Onegin”i yayımladı. Farklı anlayışlara sahip çevirmenlerin ellerinden çıkmış bu iki çevirinin karşılaştırmasını şimdilik önümüzdeki sayılara bırakıyoruz.
  • Yevgeniy Onegin, A.S. Puşkin, Çev.: Kanşaubiy Miziev, Ahmet Necdet, Everest Yayınları, İstanbul, Mayıs 2003

 

“Lafı Çevirmeden” köşesi, Remzi Kitap Gazetesi, Ağustos 2009